25 Haziran 2013 Salı

“KIVRIMLI SU” MOSKOVA…

Rusya Federasyonunun başkenti olan Moskova’nın sözcük anlamının “Kıvrımlı Su” olduğunu biliyor muydunuz? Moskova sözcüğü iki sözcükten oluşmaktadır. Mosk ve Va. Bu iki sözcükte Rusça’ya Fince’den alınmıştır ve “Mosk” kıvrımlı, “Va” ise su demektir.

Moskova denilince ilk akla gelen hem Çarlık Rusya'sının hem de S.S.C.B'nin toplumsal ve siyasi tarihinde büyük önemi olan Kızıl Meydan'dayız.Rusça'da "Kızıl" ın karşılığı olan "krasyana" sözcüğü eskiden "güzel" anlamına gelirdi. Bu nedenle de bu Meydan eskiden "Güzel Meydan" anlamındaydı.

(Meraklısına Not:15.yüzyılda Kremlin'in duvarları tamamlandıktan hemen sonra yapılan Kızıl Meydan, tarih boyunca idamlara, gösterilere, geçit törenlerine ve mitinglere sahne olmuştur. Eskiden, kentin merkezindeki en büyük pazar alanı olan meydan, Moskova'yı Rusya'nın belli başlı kentlerine bağlayan yolların kavşağıydı. Meydan, değişik zamanlarda konutlar, kiliseler, bir halk tiyatrosu ve bir basımevi yer almış. Moskova'nın ilk halk kütüphanesi ile üniversitesi de burada kurulmuştur.XVI. yüzyıl'da meydan, Kurtarıcı ve Svyatoy Nikolay kapılarıönünde, üzerinde köprüler kurulan bir hendekle Kremlin'den ayrılıyordu. Meydanın güneyinde, bir demir parmaklıkla çevrili taştan bir tribün (Lobnoye Mesto) yükseliyor, çarın ukazları buradan ilan ediliyor ve ölüm cezaları burada yerine getiriliyordu. Meydanı Kremlin'den ayıran hendek 1812'de kapatılmıştır.

1930'da Kızıl Meydan'ın taşları yenilendi ve 1818'de Minin ve Pojarski için meydanın ortasına dikilmiş olan anıt, geçit törenlerini ve gösterileri engellememesi için Vasili Blajenni Katedrali'nin önüne taşındı.Sovyetler Birliği döneminde her yıl 1 Mayıs ve 7 Kasım'da (Ekim Devrimi) düzenlenen geçit törenleri, Kızıl Meydan'daki en önemli kutlamalardı.

Kremlin ve Kızıl Meydan 1990 yılında 13.yüzyıldan beri Rusya tarihiyle olan güçlü bağları nedeniyle UNESCO Dünya Mirasları Listesine girdi. 2008 yılında, Sovyetler Birliği'nin (SSCB) yıkılışından beri ilk kez, SSCB'nin 2. Dünya Savaşında Nazi Almanya’ sına karşı kazandığı tarihi zaferin yıldönümü olan Zafer Günü törenlerinde ağır askeri araçlar geçit törenlerine katıldı.2010 yılındaki törenlerde Rus ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) üyesi ülkelerin yanı sıra ilk defa NATO’dan Amerikan, İngiliz ve Fransız askerleri de Kızıl Meydan’daki kutlamalara katıldı.

Kremlin'in hemen doğusunda, Moskova Nehrinin kuzeyinde yaklaşık 73,000 m²'lik bir alanı kaplar. 1875-81 arasında yapılan Devlet Tarih Müzesi meydanın kuzey ucunda bulunmaktadır. Güney uçta ise, 1554-60 arasında yapılmış Vasili Blajenni Katedrali yer alır. Doğu yakasında, Rusların Riyadıy adıyla adlandırdıkları ticaret galerileri vardı. 1953'te, bu galerilerin yeniden düzenlenmesinden sonra Devlet Satış Mağazaları (GUM) açılmıştır. Lenin'in 1930'da tamamlanan anıtmezarı ise batısında, hemen Kremlin'in duvarı önündedir. Lenin'in anıt mezarının yakınındaki öbür mezarlar da Kremlin duvarı boyunca uzanır).

Yıllarca, 1 Mayıs ve 7 Kasımlarda S.S.C.B’nin büyük törenlerinin yapıldığı Kızıl Meydandayız. Bu Meydanda bulunan ve Stalin tarafından yıkıldıktan sonra 1990 yılında yeniden inşa edilen “Diriliş Kapısı”ve “Küçük Kazan Katedrali”’nin heybeti karşısında şaşkınız. Kızıl Meydan da Pavarotti,Paul Mc Cartney, Plasido Domingo, Postropoviç gibi ünlülerin konser verdiklerini bildiğim için Meydanın her taşına basmak istiyorum.

Meydanın sonuna doğru yürüyorum karşıma muhteşem heybetiyle “Aziz Vasili Katedrali” çıkıyor.Bu Katedralin günde yaklaşık 2500 kişi tarafından ziyaret edildiğini öğreniyorum. Soğana benzeyen ve haçlarının alt kısmında küçük çentik bulunan kilisenin içerisinde sıra yok ve kadınlar içeriye başlarını örterek içeri girebiliyorlar. 8 adet soğan kulesinin uzunlukları birbirinden farklı ve birbirlerinden değişik. En yüksek kubbesinin tepesinin altın kaplamalı olduğu dikkatimi çekiyor.

Kızıl Meydanda yürümeye devam ediyorum. Bu kez Lenin’in Mozolesi önündeyim. 1930 yılında Mimar Aleksandr Sçusev’ in projesine göre kızıl ve siyah renkli ural granitlerinden yapılan alçak bir piramit şeklinde olan ve ölümünden 56 gün sonra mumyalanan Sovyetler Birliğinin kurucusunun mumyasının mumyasının bulunduğu Mozolenin üstünde Rus Devlet Başkanlarının resmi geçitlerde bulundukları kürsü var.

Kızıl Meydan’da gezmeye devam ediyorum. Bu kez “Devlet Satış Mağazaları”nın bulunduğu GUM Mağazasını görüyorum. Burası alışverişseverler için adeta bir Mabet.Gum’un içerisinden arkasındaki caddeye geçiyorum. Kitai Gorod adıyla anılan bölge dar cadde ve yapılardan oluşuyor. Etrafta cafe ve restoranlar bulunuyor. Kızıl Meydan ile Menege Meydanı arasında bulunan Devlet Tarih Müzesine geliyorum. Burası şehrin en eski müzelerinden birisi. Müzede Moskova’nın gelişimini ve tarihinin tüm detaylarını görmek mümkün. Müzede Mamutlardan, günümüze kadar ki dönemlere ait 5,5 milyon obje sergileniyor. Madeni paralar, kostümler, eski araçlar, silahlar ve çeşitli süs eşyalarına hayran kalmamak mümkün değil. Müzeden çıktığınızda S.S.C.B’nde yaşamış halkların geçirdikleri evrim hakkında geniş bilgi sahibi oluyoruz.

Moskova’nın turistik sokağı Arbat’a doğru yola çıkıyoruz. Sokak üzerinde hediyelik eşya tezgâhlarından hediyelik eşyalar alıp karnımızıdoyuruyoruz. Moskova’daki en eski sokaklardan birisinde yürümenin keyfi anlatılmaz elbette. Arbat Sokağının 53 numarası önünde bir Müze dikkatimi çekiyor. Burası Puşkin’in 3 ay yaşadığı bir ev ve şu an Müzeye dönüştürülmüş.Sokak boyunca Sanat Galerileri, hediyelik eşya mağazaları var. Yol boyunca müzik yapanlar ve sokak sanatçılarını görüyorum.

Şimdi sırada dünyaca ünlü Bolşov Tiyatrosu var. Dünyaca ünlü opera ve bale topluluklarını barındıran Bolsov Tiyatrosu binası Rus neoklasisizminin en güzel örneklerinden birisi olarak karşımıza çıkıyor. 8 kolonlu binanın üzerinde Sanat Tanrısı Apollo var. Binadan içeriye girdiğimizde kırmızı kadife kumaşlar ve altın renkli dev avizelere hayran kalıyoruz.

Rus Sanat kolleksiyoncusu Pavel Tretyakov’un 2000 adet seçkin eserinin bulunduğu Tretyakov Galerisini görmemiz gerektiğinden acele ederek meydandan ayrılıyoruz. 11. ve 20. yüzyıl arasında yaşamış dünya çapında ünlü Rus sanat ikonlarının eserlerini ve devrim öncesi zamana ait geleneksel Rus sanat formlarının en muhteşem örneklerini görüyoruz. Grafik, resim ve heykeller karşısında büyüleniyoruz(Meraklısına Not: Moskova’daki en göze çarpan sanat müzelerinden biri özel koleksiyonunun büyük bir kısmını şehre bağışlayan sanatın zengin hamilerinden Pavel Tretyakov tarafından kurulmuştur. Tretyakov Müzesi ülkenin tüm tarihi eserlerine ev sahipliği yapan ve 130.000’in üzerinde eserin sergilendiği bir müze olup ülkenin en önemli sanat mabetlerindendir. Tüccar Tretyakov’un 1892 yılında kendi kolleksiyonu olan 2000’e yakın tablo ve heykeli Moskova şehrine bağıslamış ve bunun sonucunda da müze faaliyete geçmiştir. Lavrusinkiy ve Krymskiy Val olarak 2 ana binadan oluşan müzede, 18. ve 19.yüzyılın ilk yarısına ait ender ikonalara, zamanın mülki amirlerinin portrelerine ve Rus ressamlarının eşsiz tablolarına Lavrusinkiy binasinda rastlayabilirsiniz. Bu binada yarıca 19.yy ikinci yarısına ait büyük bir realizm dönemi koleksiyonu vardır. Krymskiy Val binasında ise 20. yüzyılda Rus ressamları tabloları sanatseverlerin gösterime sunulmuştur. Rus güzel sanatlarının sergilendiği milli müzede Andrey Rublev’in“İkona”sı, “İsa’nın İnsanlara Görünüşü” adlı muazzam yapıt, İlya Repin’in“Korkunç İvan ve Oğlu İvan” adlı tablosu, Surikov’un eserleri, Maleviç, Podçenko, Larionov, Gonçarov vb. sanatçıların avangart tabloları yer almaktadır).

Müze çıkışı yürüyerek Kurtarıcı İsa Katedraline gidiyoruz. 1931 yılında savaş nedeniyle bombalanan ve savaşın ardından yeniden inşa edilmeye başlanan, tamamlanması 2000 yılında biten ve 360 milyon Amerikan Dolar harcanan altın kubbeli Kurtarıcı İsa Katedralinin dünyadanın en uzun Ortodoks kilisesi olduğunu öğreniyorum.

1912 yılında Profesör Ivan Tsvetaev önderliğinde hayırsever milyoner Yuriy Nechaev Maltsov finansörlüğünde, zamanın ünlü mimarı Roman Klein tarafından inşa edilmiş olan Pushkin Müzesindeyim.Puşkin Müzesinin Londra’daki British Müzesi’ne birçok eski heykelin alçıdan kalıplarıyla dünya medeniyetlerinden bir kesit sunması yönüyle birbirine benzediğini öğreniyorum. Müzede tüm önemli Batı dönemi sanatından ünlü ressamlar var. Claude Monet,Paul Cézanne,ve Pablo Picasso’nun eserlerini görüyorum. Bu müzeye Rusya’nın sanat mabedi dersem yanlış söylememiş olurum. Meraklısına Not: Müze 1912 yılında Mimar

R.Klein tarafından tasarlanmış ve Moskova Üniversitesi Profesörlerinden İ.Tsvetaev tarafından açılmıştır. Rus hayırsever Y.Nechanev-Maltsev ve halkın bağışladığı eserler bir araya getirilerek kurulan ve 1937 yılında Şair A.Puşkin’in adı verilen Müzede batı dönemi sanatından ünlü ressamların (Boticelli, Tiepolo, Poussin, Vatto, Bouche, Corot, Monet, Renoir, Cezanne, Van Gogh, Gougin, Mattise ve Picasso’nun) eserleri bulunmaktadır. Müze ayrıca Londra’daki British Müzesi’ne de birçok eski heykelin alçıdan kalıplarıyla dünya medeniyetlerinden bir kesit sunması yönüyle benzer. Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi’nde Çanakkale’den Almanya’ya kaçırılmış,savaş ganimeti olarak Rusların eline geçmiş, 1998’de sergilenmeye başlanan Truva Hazinesi de bulunmaktadır).

Şimdi sırada Novodevichy Manastırı ziyareti bulunuyor. Manastırı Biz Türkler “Nazım’ın Mezarı” olarak biliyoruz. Bu Manastırın içinde bulunan ünlü mezarlıkta Nazım Hikmet, Anton Chekhov, Nickolai Gogol, Konstantine Stanislavski, Nikita Khrushchev, Raisa Gorbachev ve Boris Yeltsin gibi ünlü kişilerin mezarlarını görüyorum. Mezarlık adeta bir “Açık Hava Müzesi ” Gelinlikleriyle çok sayıda gelinin Manastır’da dua ettiğine tanıklık ediyoruz. Biraz ileride bir Park fark ediyoruz. Burası Moskova’nın en meşhur parkı Gorki Park.

Tekrar merkeze dönüyorum. 15’nci yüzyıldan bugüne kadar bozulmadan gelen Kremlin’deyim.Alexander Bahçelerinin yanında bulunan ve Kremlin Kulelerinin en yükseği olan “Kutsal Üçleme (Aziz Nikoloas) Kulesi”nden içeriye giriyorum. Kule 80 metre.Surlardan içeri giriyorum. Kalenin kuzeyinde sarı duvarları, yeşil çatıları, beyaz süslemeleri ve güzelce boyanmış yapıları ile dikkati çeken Tophane , kubbeli çatısı ile öne çıkan Senato ve günümüzde Rusya Hükümetinin çalışmalarını yürüttüğü Yüksek Sovyet Prezidyumu var.

Karşıma Kongre Sarayı çıkıyor.(Meraklısına Not: Beyaz mermer ve cam kullanılarak, 1961 yılında yapılan geçmişte Komünist Parti toplantılarının yapıldığı Sarayda 6000 koltuklu Oditoryum bulunmaktadır. Günümüzde burada “Halk Temsilcileri Kongresi”toplanmaktadır. Ayrıca, burası konser salonu ve opera sahnesi olarak da kullanılmaktadır.

Projesini Konstantin Tan’ın çizdiği, 1849 yılında inşa edilen, içerisinde imparator ailesine ait odalarn, muhteşem mobilyalarla döşeli kabul salonlarının, kristal ve porselen ev eşyalarının bulunduğu Kremlin Sarayındayım. Sarayın en önemli salonu olan Georgiyev’de Devlet Başkanı’nın devlet nişanlarını verdiğini ve halen kabullerin yapıldığını öğreniyorum. Senato Binasının karşısında bulunan “Çar Topu”’nu görerek Katedral Meydanına geliyorum. Burası Kremlin’in en eski olan bölümü Rus mimarisinin en önemli yapılarından bir tanesi. 5 gümüş kubbesi bulunan On İki Havari Katedrali ve Patrik Sarayını görüyorum.

Meydanın tam ortasında bulunan Meryem’in Göğe ÇıkışKatedrali boyanmış yarım daire şeklinde çatıları ve 5 altın kubbesiyle karşıma çıkıyor(Meraklısına Not: 1475-1479 yılları arasında Bolonya’lı İtalyan mimar“Aristotele Fioravantito” tarafından yapılmıştır. En ünlü eser İkonostasis üzerinde bulunan ünlü “Vladimir’in Kutsal Bakiresi”dir). Katedralin arkasında tek kubbeli küçük beyaz Emanet Cüppe Kilisesi bulunuyor. Biraz ileride ise 11 altın kubbeli yapı dikkatimizi çekiyor. Burası ziyarete kapalı olan “Terem Sarayı”. Yine ziyarete kapalı olan Fasetalı Sarayını görüyorum. Sarayın fark edilmemesi mümkün değil zira sarayın sol tarafında 9 adet altın kubbeli Meryem’e Müjde Katedrali bulunuyor. Burası Çarların vaftiz ve evlilik törenlerinin yapıldığı bir Katedral ve içerisinde ünlü ressam Andrey Rublyov ile hocası Yunanlı Tehophanes’in yaptığı paha biçilmez ikonların bulunduğu, büyüleyici bir ikonostatis bulunmakta. Çarların Meryem’e Müjde Katedralinde vaftiz edildiklerini, Meryem’in Göğe Çıkışı Katedralinde taç giydiklerini ve öldüklerinde Baş Melek Katedraline gömüldüklerini öğreniyorum. Katedral meydanı üzerinde Büyük İvan Çan Kulesi’ne ulaşıyorum. Bir zamanlar Rusya’nın en yüksek binası olan kulenin altından yapılma soğan kubbesi oldukça etkileyici. Büyük İvan Çan Kulesinde bulunan 21 çanın en büyüğü olan 64 ton ağırlığındaki bu çanın “Çar Çan”ı olarak isimlendirildiğini ve Londra’nın 13.5 tonluk “Big Ben”inden çok büyük olduğunu öğreniyorum.

Katedral meydanının sonunda bulunan ve ziyarete kapalı olan Büyük Kremlin Sarayına geliyorum. Devlet Silahhanesine doğru yolumu çeviriyorum. Burası ismi gibi silahların bulunduğu bir yer değil. İçeride Rusların geçmişine ait belgeler ile İncil’ler bulunuyor. İki kat dokuz salondan oluşan binanın üst katında altın ve değerli gümüşten çok değerli eşyalar ile silah ve zırhlar bulunuyor. Alt katta ise giyim eşyaları, halılar, at arabaları bulunuyor.

Sarayın çıkışında Alexander Bahçelerinde buluyoruz kendimizi. Bahçenin keyfini çıkarıyoruz. Bahçenin kuzeyinde bulunan “Meçhul Asker Anıtı” önüne geliyoruz. Anıtın üzerinde “Adın bilinmez, yaptıkların ölümsüz” yazıyor. Moskova’lıların evlenirlerken anıta çiçek bıraktıklarını ve sönmeyen ateşin yanında fotoğraf çektirdiklerini öğreniyorum.

Moskova’yı keşfi bitiriyoruz. Elbette bu keşifte kullandığımız Metro ve Metro İstasyonları ayrı bir başlık olacak.