8 Mart 2012 Perşembe

İNSANLARININ GÜLEN GÖZLERİ VE MUTLULUĞU HER YERDE GÖRÜLEN ÜLKE...


Eğer sık seyahat eden bir kişiyseniz aynı kıtada pek çok ülkede yadırgamazsınız hiç bir şeyi.. Bildik Ruslara benzemeyen bu ülkenin insanlarının mutluluğu ve mutluluklarının gözlere yansıması nedeniyle ben neredeyim diye düşünebilirsiniz...

Beyaz Rusya yani Belarus bana göre dünyanın en güvenilir ülkesi..Türkiye'den Türk Hava Yolları ve Belavia ile Minsk'e gelmek mümkün..THY ile pazartesi,perşembe ve cumartesi, Belavia ile ise salı,cuma ve pazar günü karşılıklı sefer var.. Uçaklar yılın 12 ayı da dolu... Seyahatinizi 2-3 ay önceden planlayıp gerçekleştirin. Bu şekilde ucuz bilet bulma şansınız olacaktır.




Minsk havaalanına indiğinizde pasaport kontrolunun çabukluğu sizleri şaşırtmamalı, zira bu ülkede herkes işini en mükemmel şekilde yapmaya çalışıyor. Havaalanından şehre taksi oldukça ucuz ve güvenli 30 USD 'ye şehre gitmeniz mümkün.

Minsk'te otelinizi önceden ayarlamazsanız yer bulamayabilirsiniz. Aramızda saat farkı yok.Şehirde Belarus Otel(3 *), Viktoria Otel(4*),Minsk Otel(4*) ve Europa Otel(5 *) kalmak için tercih edebileceğiniz oteller. Europa Otel oldukça pahalı. Belarus Otel Minsk’in en büyük oteli 22 katlı ve 520 odalı. 3* lı olması sizi yanıltmasın. Özellikle 22. katında nefis manzara seyrederek kahvaltınızı yapabilirsiniz.



Piyasa sosyalizmini uygulayan tek ülke olan Beyaz Rusya’da sistem insanların mutluluğu ve güvenliği üzerine kurulmuş adeta.Ülkede sanki erkeklerin çalışmadığını düşünebilirsiniz. Zira her yerde ve sektörde kadınlar çalışıyor. Gum ve Sum isimli iki büyük alışveriş merkezinde çalışan tek erkek kapıdaki güvenlik görevlisi. Keza Hal binası Komarofka’da da her yerde bayanlar çalışıyor. Manav,kasap, fırın hepsi kadın…Dışarıda tramvayı kadınlar kullanıyor.




Minsk’e gelenler için yapılacak ilk iş Kutsal Ruh Katedrali, Zafer Meydanı,St. Peter ve Paul Kilisesi’ni görmek. Beyaz Rusya güzel ama bir o kadar şanssız bir ülke 2. Dünya Savaşında en çok kaybı veren onlar, Çernobil’deki patlamadan en çok etkilenen onlar, Rus-Afgan Savaşında Afganistan’a gidip en çok kayıp veren onlar… İşte bu nedenle Rusya’ya en yakın yine onlar…Rusya ekonomik bakımdan sürekli Belarus’u destekliyor…

Belarus, 6 eyaletten meydana gelmiştir. Rusya, Litvanya, Letonya, Polonya ve Ukrayna ülkeleriyle sınırları vardır. 22 Haziran 1941de başlayan II. Dünya Savaşında Kızıllordu'nun Minsk'e girdiği ve şehri 3 yıl süren Alman işgalinden kurtardığı caddeye Prospekt Pobediteley (Kazananlar Caddesi) denmektedir ve bugün Minsk'in en önemli ve işlek caddelerinden biridir. 1642 yılında Litvanya ve Polonya egemenliğinde yaşanırken yapılan Katolik Kiliseleri, 1792'de II. Katerina zamanında Rusya kontrolüne geçilince Ortodoks Kiliselerine çevrilmiş. Beyaz Rusya insanları spora, müziğe ve eğitime çok önem veriyorlar. Minsk kentinde Müzik Akademisi, 18 tiyatro ve 20 fakülte var.






Eğer fırsatınız olursa Minsk’ten yaklaşık 50 km. uzaklıkta İkinci Dünya savaşında Nazi Subayları’nın Beyaz Rusya’da tamamen yaktıkları 620 köyden birini gezip, bölgede olan olaylar hakkında bilgi alabilirsiniz. Savaşta hayatını kaybeden askerlerin anısına yapılmış Büyük Anıtı gezip, savaşta kullanılan tankları inceleme şansını bulabilirsiniz.

Yine, 50 km. uzaklıkta bulunan Duduki köyüne de mutlaka gidiniz. Bu köy 150 yıl öncesinde derebeylik ile bir aile tarafından yönetilen bir köy. Burada votkanın nasıl yapıldığına tanıklık edebilirsiniz. Votka,bal ve turşu üçlüsünün mükemmelliğini ancak burada fark edebilirsiniz.

Minsk'ten  trenle 8 saatte Moskova’ya gidebilirsiniz. Tren saatleri oldukça iyi gece 23.00 da binip sabah 07.00 da Moskova’da olabilir, aynı akşamda dönebilirsiniz. Yine 153 km. uzaklıktaki 2009 dünya başkenti seçilen Vilnius’a şoförlü araç kiralayıp gidebilirsiniz.Minsk’in ne kadar temiz ve huzur veren bir kent olduğunu aynı gün kente tekrar döndüğünüzde daha iyi anlıyorsunuz. Şehir tertemiz. Tek bir kağıt parçasını bile yerlerde göremiyorsunuz.Yemek olayında da hiçbir zorluk çekmiyorsunuz.Şehirde Rus yemeklerini yiyebileceğiz çok lokanta var. Yine İtalyan,Çin,Lübnan,Fransız ve Türk yemeklerini de bulabilirsiniz. Bira ve şarap her ne kadar votkaya ihanet olsa da çok güzel..

Yolunuz düşerse mutlaka Kristal votkadan alın. Ama bira ve şarabı da ihmal etmeyin…Nazi Savaş Müzesine mutlaka uğrayın. Burada 2. Dünya Savaşının içerisinde bulacaksınız kendinizi. Nazi Savaş Müzesinin hemen yanında ressamlar pazarı var. Dolaşın mutlaka hoşlanacağınız bir şey bulursunuz.

Yanki Kupala Parkında dolaşmadan sakın dönmeyin. Huzurla doluyor içiniz. Ördeklerin showlarına hayran kalacaksınız. Şehirde 1 gününüzü mutlaka yürüyüşe ayırın. Baştan başa tüm şehri kaybolarak dolaşın. O zaman Minsk’in güzelliğine daha yakından tanıklık edeceksiniz.Gece hayatının oldukça kaliteli ve yoğun olduğu konusunda söylenen tek cümle çok doğru..” Minsk’te eğlence anlatılmaz,yaşanır.”


















Ülkeden ayrılıp İstanbul’a indiğimde Minsk’te kaldığım sürede klakson sesi duymadığımı hatırladım ve modanın dünyaya buradan yayıldığını düşünmeye başladım..

Gezgin selam ve sevgilerimle.







 








BALTIKLARIN KEŞFEDİLMEMİŞ GÜZEL KIZI RİGA...


Riga Baltıkların Paris’i olarak anılmaktadır. İlk olarak 2005 yılının Kasım ayında gittim. Gitmeden önce o kadar çok araştırdım ve bilgi sahibi oldum ki yerel rehberimiz Mehmet’in bile sorular karşısında bana baktığı ve benden yardım beklediği oldu… Riga Baltık Denizine şehrin ortasından geçen Daugava Nehriyle açılmaktadır. Baltık Devletleri içerisinde en büyük olanıdır. Şehrin ilk kurulduğu yer olan tarihsel merkezi "Vecrīga" UNESCO Kültür Mirası'na kabul edilmiş olup mimari olarak sadece Viyana, St. Petersburg ve Barselona ile karşılaştırılabilecek güzellikteki Art Nouveau (Jugendstil) yapılarıyla ünlüdür.

Şehrin kuruluşu 12. yüzyıla kadar dayanır. 12. yüzyıl sonlarında liman şehri olan Riga'ya Alman ticaret gemilerinin uğramaya başlamasıyla nüfusu ve önemi artmıştır. Riganın resmi kuruluş yılı 1201 yılı olarak kabul edilmektedir.


Riga’ya Air Baltıc ve Türk Hava Yolları ile ulaşmak mümkün. Havaalanından şehre ulaşmak oldukça kolay. Ben size taksiyi tavsiye ederim. Taksiler konforlu ve ucuz.

Riga’ya kış mevsiminde gelirseniz ve varışınız öğleni aşarsa başlangıçta içinizi bir kasvet sarıyor. 1- 2 saat sonra ise bu durumu aşıyor ve intibak sağlıyorsunuz.Her zaman söylediğim gibi Riga’yı da keşfedebilmeniz için kaybolun… Şehir iki kısımdan oluşuyor. Old Town şehrin tarihi merkezi. Burada şehrin tarihi dokusuna tanıklık ediyorsunuz. . St. Peter’s Kilisesi, Brotherhood of the Blackheads Evi, Dome Katedrali, Büyük ve Küçük Guildhalls, St. Jacob’s Kilisesi, Riga Kalesi , Özgürlük Heykelinin keşfi gün boyu sürüyor.

Yorulduğunuzda soluk alacağınız nefis cafeler var. Öğlen yemeğinizi Lido’da alabilirsiniz. Lido Avrupa’nın en büyük ahşap yapılarından biri ve 1000 kişilik. İçerisinde müzikli bir yemekte tercih edebilirsiniz, fast food ‘ta. Buz patenide yapıp açık büfe restorandan da faydalanabilirisiniz, sadece bira veya kahvede içebilirsiniz.Bir öğleninizi mutlaka Lido’ya ayırmanızı öneririm.




Riga’ya yaz sezonu giderseniz Jurmala’ya mutlaka gidin. Letonya’nın Baltık Denizi kıyısında yer alan Jurmala bembeyaz kumsalları ve orman içerisinde yer alan romantik ağaç evleriyle Letonya’nın sayfiye bölgesi. En hoşuma giden tarafı tertemiz çam kokulu havası. Burada çok sayıda Spa Oteli var. Şifalı suları, çamur kürleri ile Baltık Ülkeleri’nin rehabilitasyon merkezi olan Jurmala’da hava kirliliğini önlemek amacıyla araba girişleri ücretli. Eğer hava elverirse mutlaka bembeyaz kumsallarda güneşlenip Baltık Denizi’ne girin. Burada da size Balık yemenizi öneriyorum.Riga’da bir akşam yemeğinizi Rozengrals Restaurant da alın. Ama gündüz saatlerinde bizzat giderek rezervasyon yaptırın. (Neden olduğunu orada anlayacak ve bana teşekkür edeceksiniz) Restoran çok otantik ve orijinal haliyle hizmet veriyor. 800 yıllık olduğunu ifade ediyorlar. Yemekler harika. Ben size fındıklı balığı öneriyorum. Çalışanlarının kıyafetleri ilginç o nedenle fotoğraf makinenizi yanınızda götürün. Çok şık giyinmenize gerek yok ama özellikle hafta sonu gidecekseniz şık giyinmenizde fayda var.



Riga’da hiç sıkılmayacaksınız ve zamanın nasıl geçtiğini de anlamayacaksınız. Bauska & Rundale Sarayına mutlaka gidiniz. Riga’ya 60 km uzaklıktaki BAUSKA turuna otel resepsiyonuna söyleyerek katılmanız mümkün. Onlar sizin için turizm ofisiyle görüşüşüp organizasyon yapıyorlar. Avrupa’nın en güzel saraylarından biri olan Rundale Sarayı’nı keşfetmeden dönmeyin. 1736-1740 yılları arasında yapımı tamamlanan Rundale Sarayı, Letonya Dükü Ernst Johann’ın yazlık sarayı olarak yaptırılmış. Barok ve Rokoko tarzında inşa edilmiş sarayın bahçesi Fransız tarzından düzenlenmiş. Tavsiye ediyorum…

Yine seyahat planınıza göre vaktiniz kalırsa Riga’ya 51 km. uzaklıktaki Letonya’nın en güzel şehirlerinden kabul edilen Sigulda’ya gidin. Sigulda Kalesi, Gauja Milli Parkı, Gutman Mağarası, Turaida Kalesi ve müzesini ziyaret edin. İnanın ki Kalelerin arasında gezerken kendinizi Ortaçağ Avrupası’nda hissedeceksiniz. Özellikle doğa sizi kendisine hayran bırakacak.Riga’nın kızları da en az şehir kadar güzel. Gece hayatı ise İngiliz ve İskoçları her hafta sonu buraya getirecek kadar hareketli. Özellikle Cuma ve Cumartesi kendinizi İngiltere’de hissediyorsunuz. Her yerde İngilizler var. Fiyatlarda otomatik olarak 2 misline çıkıyor.

İlk Noel Ağacının Riga’da olduğuna inanıldığından en büyük Noel Ağacı’da Kasım ayından itibaren Riga’da. Noel ve Yılbaşı kutlamalarının mükemmelliğinden kimsenin kuşkusu olmamalı…Yazıyla, kışıyla, karı,yağmuru,sisi,güneşi hep burada farklı tanıdım ve hissettim. En çok gittiğim şehirlerden biri olduğu için mi bilmem ama Riga’yı çok seviyorum.

Gezgin sevgi ve selamlarımla….